Vize istemeyen bir ülke daha; Japonya :)
Kardeşimin Osaka’ ya gideceğini duyunca hemen “beni de
götüüüürrrrr” diye zırlamaya başlayınca kıyamayıp beni de aldı yanına. Japonya
oldum olası çok merak ettiğim bir ülkedir. Hele bir de Universal Studios işin
içinde olunca daha da cazip hale geliyor.
Ülkenin başkenti Tokyo. Fakat ben Osaka’ ya gittiği için oradan, daha çok da Universal Studios’ dan bahsedeceğim.
Aslında Japonya hakkında çok fazla yazacak şey var ama sizi sıkmak istemiyorum şimdi. Çok enteresan gelenekleri olan bir toplum. Şogunları, geyşaları, sanat anlayışlarıyla çok renkli bir toplum. Yıllar boyunca farklı farklı dönemlerde çok ilginç yaşantılara ve kültürlere sahip olmuş Japonya.
Benim en çok ilgimi çeken dönem ise Heian dönemi, 900’ lü yıllar. Bir zamanlar “Yastıkname” adında bir kitap okumuştum. Sarayda imparatoriçenin nedimeliğini yapan Sei Şonagon, hep başucunda tuttuğu "defterine" aklına esen her şeyi yazmış: Tanık olduğu küçük, sıradan olayları, anılarını, önemli bulduğu konulardaki fikirlerini; hoşuna giden gitmeyen, muhteşem ya da moral bozucu bulduğu, kalp atışını hızlandıran ya da asabını bozan, "gıcık" ya da hayran olduğu şeyleri...
O dönemler Japonya’ da kadınların egemen olduğu dönemlermiş. Bu ayrıntı nedense hep örtbas edilip yazılmış :( Tüm kararları kadınlar verirmiş. Belki de o yüzden nesiller boyu o dönemden hep övgüyle sözedilmiş :)
Vaktiniz olduğunda “Yastıkname” yi okumanızı tavsiye ederim. Çok eğlenceli ve güzel bir kitap.
Gelelim konumuza. Ne diyorduk Osaka :)
Osaka, Japonya' nın en büyük adası olan Honşu' nun Kansai Bölgesi' ndeki Osaka Körfezi' ne dökülen Yodo Nehri' nin döküldüğü yerde bulunan Japonya' nın Tokyo' dan sonraki en büyük şehri. Demiş vikipedi Osaka için :)
12 saatlik uçuşun ardından Osaka’ ya vardık. Yol çok uzun olduğu için can sıkıcı olabiliyor tabii. Fakat uçaktan aşağıyı seyretmek bir süreliğine eğlenceli olabiliyor.
Osaka’ ya gittiğimizde öğleden sonraydı. Otele yerleştikten sonra kısa bir tur attık şehirde yürüyerek. Osaka pırıl pırıl, tertemiz bir şehir. Binalar son derece modern fakat bazı sokaklarda filmlerde görmeye alışık olduğumuz Japon mimarisine özgün evler de var.
Bazı sokaklar dar olduğu için otopark sorunan son derece teknolojik çözüm üretmişler. Kat otoparkı :) Ama bizim bildiğimiz cinsten değil. Asansörlü katlı otopark. Teknolojinin ileri olduğu ülkelerde çözümler de son derece teknolojik oluyor demek ki :)
Sokaklarda bir başka güzel şey ise sıcak kahve bulabilme imkanı. Plazalarda ve metrolarda görmeye alışık olduğumuz kola otomatlarından Osaka sokaklarında bolca var. Fakat bunlardan sıcak kahve almanız da mümkün.
Japon halkı pek ki bir küçük olduğu için bazı araçları da kendileri gibi küçük üretmişler. Etrafta minicik tek kişilik otomobiller görmek mümkün.
Sokaklarda aylak aylak dolaştıktan sonra otelimize geri döndük.
Odaya girip de etrafa alıcı gözle bakınca yatağın üzerindeki kimono dikkatimi çekti. Ama bu biraz çakma kimono olmuş. Sanırım gelen turistlere biraz Japonya kültürü bulaştırmak istemişler. Hemen çakma kimonomu giyip kelp çayımı hazırladım.
Kelp bir çeşit yosun. Ondan çay yapıyorlar ve Japonya’ da çok meşhur. Hemen her yemeğin yanında kasede geliyor. Tadı deniz suyu gibi. Cape Town’ da bolca görmüştüm bu yosunlardan. Hatta alıp eve getirmiştim ama annem pis kokuyorlar diye çöpe atmıştı L
Ülke teknolojinin çok ileri olduğu bir yer olunca bu hayat stabdırdını da arttırıyor sanırım. Klozetler de bile bir sürü düğme, sıcak soğuk su var. Sanırım bunlarda iç ve dış yıkama mevcut J
Kelp çayımı da içtikten sonra hemen yatıp uyudum. Çünkü yarın büyük gün. Universal Studios’ a gideceğim J
2001 yılında açılan U.S.’ da 9 tane aktivite parkı var. 2014’ te onuncu park elnecek ve orası da Harry Potter etkinlik alanı olacak. Etkinlik alanlarının dışında show yapılan parkların sayısı da 10’ u buluyor.
U.S. aslında izlediğimiz bir çok filmin platformunun bulunduğu bir eğlence parkı. Bir çok filmin simüle edildiği bir park.
1 saatlik yolculuğun ardından bu muhteşem parka vardık J
Hafta sonu olması sebebiyle park girişi oldukça kalabalıktı, tabii buna Noel arefesi olması da etkendir muhtemelen.
Bizde sıraya girip giriş biletimizi aldıktan sonra parka giriş yaptık. Ben çocuklar gibi şendim J
Hayranı olduğum Elmo’ yu kapı girişinde görünce daha bir mutlu oldum J
Park girişinde çizgi filmlerde gördüğünüz kahramanlar karşılıyor sizi. Benim şansıma ağaçkakan Woody düşerken kardeşiminkine Betty Boo düştü.
Kardeşimi çok beğenmiş olacak ki epey bir süre esir aldı J
Parkın en ürkütücü etkinliği roller coaster sanırım. Hemen hemen tüm parkın üzerinden dolaşıyor. Bu sayede parkın büyük bir kısmını görmüş oluyorsunuz tepeden J
Parkın içindeki binalar ve ortam gerçekten çok çok güzel. Harika görünüşlü binalar, restaurantlar, nehir, oyun parkları.
Burada bir çok filmin simülasyonu da yapılıyor. Örneğin örümcek adam.
Sinema gibi bir yere giriyorsunuz. Sonra bir arabaya biniyor ve gözlüğünüzü takıyorsunuz. İşte herşey ondan sonra başlıyor. Örümcek adamın buz adam ve profesör ahtapotla savaştığı oyunun içindesiniz. Profesör ahtapot sizin içinde olduğunuz arabayı gökdelenin üzerinde aşağı fırlatıyor vesiz serbest düşme yapıyorsunuz. İnanılmaz ürkütücü. O sırada örümcek adam sizi havada yakalıyor. Tam sizi yere indirecekken bu adam çıkıyor sahneye. Örümcek adam buz adama sağlam bir yumruk sallıyor, buz adam parçalara ayrılıyor ve siz o buz taneciklerini üzerinizde hissediyorsunuz. Son derece adrenalin salgılatan bir simülasyon. Zaman zaman insan kendini kaybedip ciyaklayabiliyor J Fakat içeride görüntü alamıyorsunuz. Fotoğraf ve kamera yasak. Serbest olsa da pek kimsenin çekebileceğini sanmıyorum J
Kalp atışlarımızın düzene girmesi için biraz etrafta turluyoruz. Askerlerin dansını izliyoruz J
Normale döndükten sonra Back to the future filminin setine giriyoruz.
Burada da yine bir arabaya binip gözlük takıyorsunuz ve olay ondan sonra başlıyor. Fakat Örümcek adamdan sonra arabaya binerken korkar oldum. Hafif stres içersindeyken başladı simülasyon. Son hızla uzayda yolculuk yapıp yıldızlar arasında süzüldük. Fakat ben orada kendimi tutamayıp ciyaklamaya başladım. Uzyda roketleyince hafif tırsıyor insan. Sonra doktor Emmett ve Marty ile karşılaşıp seyehata devam ettik fakat ben de film koptuğu için gerisini pek hatırlamıyorum. Sonunda bir daha arabaya binmeyeceğim diye söylene söylene çıktım dışarı.
Tekrardan sakinleşmek için turladık J
Pembe Panter’ in mekanında takılıp kahvemizi içtik.
Orada dolanırken bir arkadaşım aklıma geldi. Pmbe Panter isteyen oğluna oyuncak almaya giden arkadaşım oyuncakçıya gidip, Pembe Panter’ ı alıyor ve kasiyer’ e gidip “bunun erkek için olanından yok mu ?” diye soruyor. Konuyu anlayamayan kasiyer hayretler içerisinde bakarken, arkadaşım “bunun mavisi yok mu” diye soruyor.
Sonra da sabit duran en güzel arabaları gezdik J
Sonra sıra geldi Jaws parkına.
Neyse ki bunda kapalı bir şeye binmiyorsunuz. Bu sefer bir tekneye bindik ve gölde dolaşmaya başladık. Aheste aheste gölde dolanırken dibimizden dev bir köpek balığı teknenin yanından yukarı fırladı. Tekne o kadar çok sallandı ki deniz delisi olan ben acayip korktum. Offfff yaaaa, nedir benim çektiğim diye söylenmeye başlamıştım ki kapalı bir mekana daldı tekne. Arkamızdan da Jaws. Eğlenmeye mi geldik eziyete mi diye sorgularken tekrar dışarı çıktık. Ohhh be diyordum ki, Jaws bizi mideye indirmek üzereyken biri dişlerinin arasına elektrik kabolarını sokuşurdu. O sırada etraf yanık ve duman koktu. Gerçekten Jaws’ ın saldırı anını yaşadım.
Oradan zor attım kendimi ve bir daha etkinlik parkına
girmemeye karar verdim.
Sakinleşip kendime gelmek için nehir kenarında yürüyüş
yaptım J
Hatta dolanırken Kızılderili’ ye bile denk geldim. Mim Kemal
Öke’ nin Kaderle Dans kitabını okuduktan sonra onları daha çok sever oldum.
Sokaklarda dolanırken Terminatör filminin hatıra eşyalarının
satıldığı bir mağazaya denk geldik. Oradan metal bir plaka alıyorsunuz sonra
onu bir kutuya atıyorsunuz. Makina onu işliyor ve üzerinde bir logo ile size
geri veriyor. Onları aldıktan sonra kardeşim baktı ki orada da etkinlik var,
girelim dedi. Ben “hayııııııııırrrrrr”, diyerek etrafta tutunacak yer aradım.
Ama kardeşim “sen istedin buraya gelmeyi” diyerek beni zorla içeri soktu. Şu an
bu satırları yazarken bile o stresi yaşıyorum. Ve biz yine bir arabaya oturduk.
Allahım bitmedi bu araba çilem. Orada da Kyle ile Terminatör arasında geçen
çatışmada zor kurtardık paçayı. Bir savaş alanının içerisinde o heyecanı
yaşattılar sağolsunlar.
Zor bela kendimi dışarı attıktan sonra Route 49 filminin
setine gittik. Çok şükür ki burada araba yok J
normal bir platforma binip yürüyerek bir fabrika sahasına giriyorsunuz. Sonra
olanlar oluyor. Yangın, patlamalar, duman.... O sırada yangından etkilenen
platform aşağı düşüyor, üzerinde siz varken. Neyse ki dibi bulmadan havada
asılı kalıyor. İhfaiye geliyor, ortalık karışıyor sonra da çok şükür diyerek
oradan çıkıyorsunuz.
Tabii bunları yaşarken ömrünüzden ömür gidiyor.
Ben bu günlük bu kadar yeter diyerekten otele dönmek
istiyorum.
Otele gidip duş alıp temizlendikten sonra dışarı çıkıp yemek
yedik.
Ama ne yediğimizden çok emin değilim. Çünkü
restauranttakilerin hiç biri İngilizce bilmiyor ve menüler kanji
karakterleriyle yazılmış. Yemeklerin tadı tatlı, ekşi, tuzlu. Alışık olduğumuz
damak tadına ters ama çok lezzetli. Fakat restaurantların çoğunda tatlı yok L Osaka yemekleriyle de
ün yapmış bir şehir.
Yemekten sonra da nehir kenarında dolaşıp yaşadığım stresi
atmaya çalıştım J
Şehir içinde çok fazla köprü var. Yodo Nehri bir çok kola ayrılmış denize
dökülmeden. Bu nehirler sayesinde de şehir çok güzel bir görüntüye sahip.
Caddelerde dolanırken Mercedes bayiinde çok eski bir model
gördük. Kaç yılına ait olduğu bilmiyorum. Fakat sanıyorum oldukça eski bir
tasarım. Aracın ön kısmında hemen hemen hiç bir şey yok. Motor arka kısımda
konumlanmış. İlginç bir model.
Yemekten sonra tatlı yiyememenin verdiği üzüntüyle
sokaklarda dolaşırken açık bir market bulup, “oleeeyyyy” diyerek daldım içeri.
Hemen rafları karıştırıp tatlı bir şeyler aramaya başladım. Fakat yine kanji
karakterleri yüzünden aradığımı bulamadım. Neyse ki dolaplardan birinde
dondurma buldum da dünyam aydınlandı J
Haagen Dazs buraya da el atmış. Dondurmalarını bulmak mümkün
J Fakat buradakilerin
şeker oranı çok düşük, tatlısı insanı kesmiyor.
Yine şeker ihtiyacımı karşılayamadan otele dönüp uyumak
zorunda kaldım. Ertesi gün yine Universal S.’ Ye gideceğiz J
Sabah kalkıp otelde kahvaltımızı ettik.
Tabii ki de kahvaltı da hayal kırıklığı. Neyse ki domates,
salatalık ve omlet var. Peyniri çok seven biri olarak bu ülkede süt ürünü
tüketilmiyor olmasını kınadım. Kahvaltı büfesinde beyaz peynir görünümlü kare
kare kesilmiş kütleleri görünce çok sevinmiştim. “amanın peynir var burada”
diyerekten. Alıp da tadına bakınca peynir değil, pirinç lapası olduğu
farkedince şok yaşadım. Suratımdaki ifade korkunçtu. Sanırım süt ürünü
tüketmedikleri için hepsinin bi lokmacık boyu var. Bir de bacakları 8 şeklinde.
Bir başka gözlem daha, kadınlar burada çok yüksek topuklu ayakkabılar giyiyorlar
fakat, 2 -3 numara büyük ayakkabıları. Yürürken lap lap ses çıkarıyor
ayaklarından. Neden böyle giyindiklerini hala merak etmekteyim.
Bizi tatmin etmeyen kahvaltıdan sonra yine Universal S.’ ye
doğru yola çıktık.
Yine kalabalık olan gişelerden geçip parka attık kendimizi.
Park içerisinde en görkemli etkinlik alanlarından biri de
Jurassic Park.
Bunda raylar üzerinde giden bir araç var. Yaklaşık 20 kişi
biniyor. Fakat binenler oradan yağmurluk satın alıp öyle biniyor. Biz ne alaka
olduğunu çözemeyip, almadık yağmurluk. Bir de heyecanlı olur diye gidip en öne
oturduk araçta. Jurassic Park bence buradaki en eğlenceli etkinliklerden biri.
Önce parkın içinde gezip etrafında dolaşan otobur dinazorları görüyorsunuz.
Sonra park alanına doğru ilerliyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki etobur olanlar
kilitli oldukları yerden kaçmış, size saldırmaya çalışıyorlar. Çok heyecanlı J Sonra karanlık
tünellerden geçiyorsunuz. Gerçekten çok ürkütücü. Epey bir zaman heyecanla
dolandıktan sonra, raylarda giderken karşıdan kocaman bir dinazor çıkıyor.
Sonra üzerinize saldırıyor. Tam ağzını açıyor, araç içine giriyor ve sonrasında
da araç serbest düşmeyle mideye iniyor. Fakat o karanlığın sonunda mide değil
su var. Araç suyun içine girip de sırılsıklam olunca neden yağmurluk
giydiklerini anladık J
Hava soğuk olduğu için üşümeye başladım. Acilen üzerimdeki
lerin kuruması gerekiyordu. O yüzden en yakındaki tuvaletleri bulup el kurutma
makinalarına kolumu bacağımı, kafamı sokup bir nebze de olsa kuruttum J
Jurassic Park etkinlik alanında mangalda pişmiş kocaman
butlar satılıyor. Hem çok kocaman hem de çok lezzetli. Sapını peçeteye sarıp
tutuşturuveriyorlar elinize. Hangi hayvan olduğunu bilemiyorum ama son derece
lezzetliydi.
O kadar ıslandıktan sonra bari bir de Su Dünyası filminin
etkinlik alanına gidelim. Burada herhangi bir atraksiyon yok. Amfi gibi bir
yerde oturup izliyorsunuz sadece.
Adamlar oraya film seti gibi yer kurmuşlar orada filmin bir
kısmını yeniden canlandırıyorlar.
Ama şov Japonca olduğu için hiç bir şey anlamıyoruz. Adamlar
birbirleriyle çatışıyorla. Jet skilerden yapılma araçları var, onlarla suyun
içinde birbirlerini kovalıyorlar, silahlar patlıyor, bombalar atılıyor ve siz
bu karmaşanın içinde yer alıyorsunuz. İnsan çok derece tırsıyor J Ne oluyoruz yaaa,
demeketn alamıyorsunuz kendinizi. Eğlence yerinden çok stres yeri burası. Tabii
bu adamlar suda cirit atarken sizi de ıslatıyorlar hafiften.
Eğlence parkının son günü çok sulu geçti.
Atraksiyonlu parklar bitince dolaşmadığımız yerleri gezip
şovları izlmeye başladık. Park içerisinde çeşitli oyun alanları da mevcut.
İsterseniz oralarada da vakit geçirebiliyorsunuz.
Mekan içerisinde kocaman bir gölün içerisinde de hava
karardıktan sonra Peter Pan şovu var. Biz de göl kenarındaki yerimizi alıp
izlemeye karar verdik.
Çok güzel, ışıl ışıl bir alan kurmuşlar göl içine. Kocaman
bir de yelkenli var.
Tabii yine bir şey anlamadan şovu izledik. Havalarda uçan
Wendy, Peter Pan gerçekten çok güzeldi J
ama burada bir süre sonra ortalık karıştı ve iş macera ve aksiyona dönüştü.
Yine patlamalar çatlamalar ve dumanlar.
Ve nihayet bugün de bitti. Akşamları park ışıkların da
etkisiyle bir masal diyarına dönüyor.
Ertesi gün şehri dolaşıp alış veriş yaptık. Eskiden bazı
yerlerde 1 milyoncular vardı. Çin’ den gelen her türlü eşya satılırdı, 1
milyona. Osaka’ da da 100 yenciler var. Her şey 100 yen. 100 yen, 1 dolara denk
geliyor. Burada araba tentesinde tutun da Japon yapıştırıcısına kadar her şey
var. Ülke enteresan olunca satılan şeyler de enteresan oluyor.
Alış veriş faslını bitirip şehrin sokaklarını dolaşalım
dedik. Burada dikkat çeken bir başka şey de metro duraklarında çok fazla kafe
ve barın olması.
Japon halkı, hisli, gururlu, her şeyi içine atan hassas
toplum. Kimse kimseyle bir şey paylaşmıyor. Kimse sorunları konuşmuyor.
Sonradan bakmışlar ki alkol alınca içlerini döküyorlar. Demişler ki bari toplu
taşımaların olduğu yerler kafe barlar yapalım. İnsanlar iş çıkışı orada
sosyalleşsinler. Bu zihniyetle bir çok yere kafe bar açılmasını desteklemişler.
Şimdi insanlar iş çıkışında oralarda takılıp kanka oluyorlar. İçip, dertleşip
sosyalleşiyorlar. Bizim burada olsa nasıl olurdu diye sorup eğlenebiliyor insan
J
Biz de bu mekanlardan birinde sosyalleşip otelimize geri
döndük.
Ertesi gün biraz daha şehir gezisinden sonra da evimize geri
döndük.



























































No comments:
Post a Comment