Wednesday, 12 March 2014

Gündüz Düşü, Oğluş Masalı...

26.12.2011

Artık tatil bitti. Okul hayatı yeniden başlıyor. Muhteşem, biliyorum ama hiç arkadaşım yok. Okula tek başıma gidip geliyorum ve bu gerçekten çok sıkıcı. Diğer çocuklarla arkadaşlık kurmak istemiyorum çünkü hiç biri benim gibi değil, beni anlayamıyorlar. Neyse ki öğretmenlerim bana iyi davranıyor. Bir tanesi hariç. Zaten okula geldiğim andan itibaren bana soğuk davranıyordu. Okuldan nefret ediyordum. Halam okulu sevebileceğimi söylüyor ama bu imkansız. Bu akşam erken yatmalıyım. Uykuma düşkünüm ve yarın çok zor kalkıcam. O sıcacık yatağımdan kalkmak gerçekten çok zor.

Ve işte o gün geldi. Sabahın köründe tepemde halamı gördüm. Sabah sabah beni dürtüyor. En nefret ettiğim şeydir bu ama hiç onunla tartışacak halde değilim. Kalkmak istemiyorum. Dünyaları verseler şurdan şuraya gitmem ama iş zorunlu olunca kalkmak gerekiyor. Kalktım, hazırlandım ve evden çıktım. Otobüse bindim. Kahretsin dişlerimi fırçalamayı unuttum. Hemen sararıyorlar. Neyse boşver dünya yok olsa umurumda olmaz. Dolmuştan inince ayaklarım beni okulun kapısına götürmeye başladı. Harika ! Okulda neredeyse hiç kimse yok. Şimdi napıcam ben ?

Yavaş yavaş herkes geliyor ve bahçede tören yapacağımızı anladım. Bu soğukta bahçede ne işimiz var ki ? Müdür her zaman ki gibi çenesini tutamayıp konuşmaya başladı. Hava çok soğuk. Galiba hasta olacağım.

Akşam olunca evde beni merakla bekleyen 4 tane göz var; halam ve kardeşim. ’hoş geldin Markus! Günün nasıl geçti? Bize anlatmak ister misin? Pek iyi görünmüyorsun.’ dedi. Daha içeri girer girmez neydi bu merak? Halam çok meraklıdır. Ben de onu fazla bekletmedim. ’İyi geçti halacığım. Ama galiba hasta olacağım. Başım çok ağrıyor ve ateşim çıktı.’ Elini alnıma koydu ve biraz bekledi. ’Çok fazla ateşin var. Doktora gitmemiz gerekiyor.’ dedi.

Hastanedeki doktor çok iyi birisiydi. Ve bana 2 gün rapor verdi. Klasik şeyler işte. Yarın okula gitmeyeceğim. Bu haber yüzümü güldürür işte.

Eve gidince erkenden yattım. Sabah erken kalktığım için uykusuzum. Kalkınca evde yalnız olduğumu hissettim. Hiçbir ses yok. Kalktım ve salona doğru yürüdüm. Gerçekten de evde yalnız olduğumu hissettim. Halam alışverişte olabilir ama ya kardeşim? O nerde ki? Daha 6 yaşında bir yere gitmiş olamaz. Bağırdım ‘Ron! Nerdesin?’ Karşılık alamadım. Evde dolaştım ve sonunda dışarı çıktım. Onu bahçede buldum. Ağlıyordu. Bu soğukta ne işi vardı burada? Hemen koştum ve onu kucağıma alıp içeri götürdüm. ’Ne yapıyorsun bakayım sen burada?’ sesim azarlar gibi çıktı. Galiba onu üzdüm. Sonra özür diledim ve ne olduğunu bana anlatmasını istedim.

Halam alışverişe giderken kapıyı açık unutmuş ve kardeşim bunu fırsat bilerek dışarı çıkmış. İyi ki çalınmamış. Bir de onla uğraşacaktık. Günüm çok çabuk geçti. Sanki bu hayat bana inat yapılmış bir oyun.

Perşembe günü oldu. Bu gün beden eğitimi dersi var. O yüzden okula mutlu gitmeye çalıştım. Otobüse yürürken bir bahçe dikkatimi çekti. Çok eski bir kulübe vardı ortasında. Yolunda ise otlar, dikenler. Okula geç kalıyorum ama ben de çok meraklıyım. Buraya bakmazsam bütün gün kafama takılır burası. Belki de burada tinerciler vardır. Sabah sabah maceraya bulaşmak istemiyorum. Ama yolu hiç kullanılmamış gibi gözüküyor. Koştum ve uzaklaştım. Yarın evden erken çıkıp burada zaman geçirebilirim. Okul bitti. Eve gittim biraz ders çalıştım. Maceralı kitabımı okudum ve yattım.

Sabah olunca giyinip hemen evden çıktım. Çantamı yanıma almadım. Belki kaçmam gerekir diye. Sonunda oraya geldim. Yavaş adımlarla kapıya yaklaştım. Biraz da ürküyordum. Titreyen ellerimle kapıyı açmaya çalıştım ama kilitliydi. Camdan girmeye çalıştım. Sonunda içeri düştüm. Ya birisi varsa? Nolacak şimdi? Hemen saklandım. Ses duymaya çalıştım ama kimse yoktu. Burası boş. Orda garip bir ayna gördüm. Acaba bunun burada ne işi var? Aynayı elledim ve bayıldım.

Kendime geldiğimde tepemde garip giysili bir bayan duruyordu. Neredeyim ki ben? Kalktım ve etrafıma bakınmaya başladım. Bir şeyim yok ki benim. En son o tuhaf aynaya dokundum ve sonra… İşte buradayım. Yoksa burası sihirli şehir mi? Yaşlı bir adam geldi ‘iyi misin sen? Kafana çok sert bir darbe almışsın’ dedi. Şaşırdım kafamda hiçbir acı yok. ’Teşekkürler iyiyim’ diyebildim. O bayan odada bizi yalnız bıraktı. ’Acaba etrafta ayna var mı?’ diye sordum. Bana garip garip baktı. ’Anlayamadım’ dedi. Çok şaşırtıyor burası beni. Galiba eski çağlara geri döndüm. Ama bu olamaz ki. Kalktım ve pencereden baktım. Her yerde o küçük şirin evler var. Her yer yeşillik. Burası tam bir cennet. Düşüncelere dalmışken ‘Komutanım, saldırıyorlar!’ diye bir ses düşüncelerimi böldü. Kim saldırıyor? Dağ başı mı burası diye düşünürken komutan elimden tutarak beni kaldırmaya çalıştı. Kalktım ve sığınağa gittik.

Savaş bitince komutan yanıma geldi. ’Artık fazla oluyorlar! Bu kadar yemeğimizi çaldılar. Biz neyle besleneceğiz?’ diye söylenmeye başladı. ’Kimler?’ diye sordum. ’Caval şehrinin askerleri. Kendilerine garip maskeler takıp köylerimizi yağmalıyorlar. Bu böyle yürümez savaşacağız. Kapılarına dayanacağız!’. Çok etkilendim. Hep savaşçı olmak istemişimdir. Bana çevreyi dolaştırdı. Nehir kenarında yüzümü yıkamak istedim. Sudaki yansımamı gördüm. Şoka gireceğim artık. Bu kadarı fazla. En az 30 yaşındayım. Bir yetişkinim. Yaşasın hep yetişkin olmak istemişimdir. Köyü dolaşınca savaş eğitimi almak istediğimi söyledim. O da beni geri çevirmedi ve bana kendisi özel eğitim vereceğini söyledi. Ben de savaşçı olacağım. Hala bu yaşadıklarımın şokunu atlatamadım. Acaba rüya mı görüyorum ben? Ama rüya bu kadar uzun sürmez. Yarın eğitime başlayacağım.

Sanırım bu eğitim, okuldan daha zevkli olacak. İlk başta klasik dövüş tarzını gösterdi. Hep aynı hareket. Bunlarda ustalaşmam gerekiyormuş. Yarım saat bunu yapınca insan gözü kapalı bile hamle yapabilir. Artık sıkılmaya başlamıştım ki yeni yeni hareketler öğreniyorum ve bilgiler ediniyorum. 6 gün boyunca eğitim aldım. Bir gün sonra savaşçı turnuvalarına katılmayı planlıyorum. Bu arada gerçek yaşamıma ne oldu? Beni merak etmişler midir acaba? 

Bu gün turnuva günü. Çok heyecanlıyım. Arenaya doğru yürümeye başladım. Köy diye geçiyor ama kocaman burası. Savaşları kimlerin yapıcağı belli oldu. 6 kişiyi yenersem şampiyon olurum. İlk dövüş başladı. Biraz zorlansam da kazandım. Gerçekten güçlüymüş rakibim. Ona elimi uzattım. Ama burada öyle şeyler pek hoş karşılanmıyormuş. Onu rezil etmeye çalıştığımı sandı ve orayı terk etti. 2. rakibim kralın oğlu. Hapı yuttuk. Düello başladı.Kralın oğlu tam bir ukala.Kendini beğenmiş bir kişiliğe sahip.Kral onu iyi eğitmiş.Beni yendi. Elendim işte şimdi sadece ağzım açık şampiyonu seyredeceğim. Kralın oğlu şampiyon olmasın diye dilekler diledim. Ve dileğim kabul oldu. Finalde yenildi rakibine. Şampiyon John diye birisi. İyi bir adama benziyor. Arkadaş olabilecek biri.

Ertesi gün John’un yaşadığı eve gitmeye karar verdim. Kapıda karısı karşıladı. John ile görüşmek istediğimi söyledim. O da beni nazikçe içeri davet etti. John’un bir de oğlu vardı. Oğlu da benim yaşlarımda galiba. Beraber sohbet ederken oğlu da bizi dinliyordu. Onu içeri gönderdi ve birbirimize anılarımızı anlattık. Tabi ben uydurdum. Ama olsun pek fazla atıp tutmadım, normal şeyler anlattım.

İlerleyen günlerde artık John’la kardeş gibi olduk. Birbirimize her şeyi anlatıyoruz. O tam bir dost. Ama kardeşimi ve meraklı halamı özlemeye başladım. John’ la beraber dövüştük, ondan eğitim aldım, bana teknikler öğretti. Artık savaşta daha güçlüyüm. Beraber dövüşüyorduk. Tam o sırada köye elçiler geldi ve köyü terk etmemizi istediler. Karşımızdakiler çok büyük bir devletmiş. Sonumuz geldi. Burayı bırakıp gidebilirim ama bu insanları burada ölüme terk edip gitmeye vicdanım elvermiyor. Düşünmeye başladım. Güçlü bir müttefik yok muydu? Tabi ya. Bir krallık varmış ama orası çok uzakmış. Onlar bize yardım edermiş. Hiç düşünmeden gitmeyi önerdim. Kral ‘daha hazır değilsin Markus. Komutan Richard sana eğitim vermeye devam edecek. 2 gün sonra eğitime hazır olursan yolculuğa çıkabilirsin. Ama o zaman 4 gün süremiz kalıyordu. Bu çok zor. Hemen krala cevabımı verdim ‘Ama kralım. Orası çok uzak. Gidiş-dönüş 4 günden fazla sürebilir.’ ’Sanırım onlara karşı 2 gün dayanabiliriz.’ Bu kral gerçekten çok cesur birisiydi. Eğitim almak için sabırsızlanıyorum.

Burada günler çok çabuk geçiyor. Normal hayatıma dönmek istemiyorum. Keşke halamı ve kardeşimi buraya getirebilsem. Bunları şimdilik aklımdan çıkarmalıyım. Evet hazırım. Komutan Richard geldi. ’Hazır mısın?’ ’Evet’. Bana bir süre baktı ve ‘o zaman eğitime başlayalım’ dedi. Bana savaşın kritik noktalarını gösterdi. ’Bunları ezberlemek çok kolaydır, ama gerçekleştirmek basit değildir hiçbir zaman.’ dedi komutanım. Pratik yaptık. Ne kadar dövüştüğümüzü sayamadım bile. Elim çabuklaştı ve yeni teknikler öğrendim. Bu günkü eğitim bitince komutan, Demirci Lucas’ a ‘Markus’ un kılıcını yapmaya başla eski dostum.’ diye seslendiğini duydum. Çok heyecanlıyım işte şimdi. Yarın kılıcımı alırım. Aklıma takılan birşey var;’ eski dostum’ dedi komutan. Acaba önceden bir geçmişleri mi vardı? John’ un yanına gittim. Ona demirci ve komutan hakkında neler bildiğini sordum. Eskiden Johan Krallığı için omuz omuza savaşırlarmış. İkisi de birbirinin hayatını çok kez kurtarmış. Onlar da çok iyi arkadaşmış.

Küçük, tatlı evime geri döndüm. Bu gün çok yoruldum. Eve gidince yapacak bir şey yok ki. Yatıp uyumaya çalıştım. Sabah erken kalkacağım. Pratik yapmam lazım. Uykum hiç yok nedense. Camdan dışarı bakmaya karar verdim. Kral’ ın yaşadığı evde Celton Krallığı yazıyordu. Bunun bir anlamı olabilir. Bu arada Kral’ ın adı neydi? Neyse boşver, ben uykuma bakayım.

Kalktığımda hava tam aydınlık değildi. Burada saat de yok ki. Kalktım ve dışarı çıktım. Birilerini bulmaya çalıştım. Sonra demirciyi gördüm. ’Bu zamanda sokakta ne işin var Markus? İsmini doğru söyledim değil mi?’ Zamanda ne varmış ki diyecek oldum ama galiba daha sabah olmadı. ’Evet adım Markus, biraz erken kalktım ve sokağa çıktım’. Büyük ihtimalle bu saatte sokağa çıkan yoktur. İçeri girdi ve elinde bir kılıçla yanıma geldi ‘al bakalım cesur savaşçı. Bu kılıcı senin için özel olarak yaptım. ’Muhteşem! Adama sarılmak istedim. Kılıcı aldım ve kılıfından çıkardım. Üzerinde bilmediğim bir dilde bir şeyler yazıyor. Ama umurumda değil. Bu benim için çok özel. ’Teşekkür ederim Lucas’. Biraz garip geldi. Kendimden 30 yaş büyük bir adama ismiyle hitap ettim. Gitmem gerekiyor. Oradan ayrılıp eve döndüm. 

Oturdum ve başımdan geçenleri düşündüm. Sonra kapım çalındı. Açtım ve karşımda John’ ı gördüm. Sevindim çünkü sabahtan beri yalnız olmaktan sıkıldım artık. Beraber nehir kenarına gittik. Bana komutan ve demircinin maceralarını anlattı. Gerçekten etkileyici. Lucas, Richard’ ın hayatını kurtarmak için bacağını feda etmiş. Bastonla yürüyor. Bir anda aklıma geldi. Burada olduğumdan beri hem komutan ve John sayesinde geçindim. Hep onlar arkamda olmayacak. Para kazanmam gerekiyor. ’Benim işe girmem lazım John. Tanıdığın birileri var mı?’ ’Bir tanıdığım var. Ama yemek yapmaktan anlaman gerekiyor’. Halam bana yemek yapmayı biraz öğretmişti. O evde yokken evde ben yemek yapıyordum. ’Yemek yapmayı çok iyi bilirim. Ne zaman uygun?’. ’Gloria ile konuşmalıyım. Çok iyi bir kadındır. Seni eminim işe alır’. Bu işi de hallettim. O sırada yanımıza komutan geldi. Eğitimime kaldığımız yerden devam edeceğiz. Uzun süre geçmiş. Güneş batmak üzere. Hemen eğitime başladık. Bu gün atlı eğitim aldım. Ama at için biraz da üzülüyorum. Savaşta ona da darbe gelebilir. Veya çok yorulduğu için can çekişebilir. O yüzden ata binmeyi pek tercih etmiyorum. 

Bu günün de sonuna geldik. Yarın büyük gün. Yola çıkacağız. Gelince de aşçı olarak çalışacağım. Ordunun yanına gittim. Ateş yaktık ve sohbet etmeye başladık. Askerlerin neredeyse hepsi cesur, iyi insanlar. Ateş başında sabaha kadar oturduk. İçki içtik ve sohbet ettik. Gerçekten eğlenceliydi.

Sabah oldu. Hepimiz hazırlandık. Bu arada bana zırh da vermişlerdi. Ben, John, Şifacı Patrick, rehberimiz Martin ve 10 tane cesur asker. Bu yolda beraberiz. Atlarımızı yanımıza aldık ve yola çıktık. Rehber en önde gidiyor, biz de onun arkasında 3’ erli sırayla ilerliyoruz. Akşama kadar ilerledik. Bir yerde durduk ve sabahı beklemeye karar verdik. Ateş yaktık. 4 tane nöbetçi etrafı kolluyor. Nöbetleşe herkes bu görevi alacak. Tabi şifacı hariç.
Sabah tepemde birini fark ettim. ’Poly Hala biraz daha uyumama izin ver’. Gözlerimi açtım. John beni uyandırmaya çalışıyordu. Beni çalıların arkasına çekti ve saklandık. Yolu izlerken Caval Askerleri’ ni gördük. Küçük bir grup gidiyordu. Önlerini kesmek istedim. Ama askerlerinin geri dönmediğini öğrenen kral, köyümüzü yakıp yıkar. Şimdilik geçmelerine izin verelim. Onları izledik. Gözden kaybolduklarında zaman kaybetmeden yola çıktık uzun yolumuz var. Yol ikiye ayrılıyor. Birisi düşman, diğeri dost. Sol taraftaki yoldan girdik. İlerleyince karşımıza bir orman çıktı. Burası çok ıssız. Açıkçası biraz ürktüm. Diğerlerinin de ürktüğünü hissedebiliyorum. Ormandan çabuk çıkmak için biraz hızlandık. Karşımıza başı kapalı 8-10  kişi çıktı. Ne yani bunlar önümüzü mü kesiyor? Bu ne cüret? Ama boğazımıza kılıçlarını dayadılar. Etraftaki ağaçlara baktığımda başı kapalı onlarca okçu gördüm. Hırsız olmasalar bari. Etrafımızı sardılar ve onlarla gelmemizi istediler. Bizim acelemiz var. Bunu onlara söyledik ama bir türlü anlatamadık. Bizi Krallarına götürüyorlar. Ağaçtan bir eve geldik. Burası çok güzel. Kral çok kaba birisine benziyor. Böyle insanlara sinir olurum ve kendimi tutamam. Şuracıkta boğarım adamı. Yanımıza geldi ve gayet kibar bir şekilde ‘Buradaki ağaçlara veya hayvanlara zarar veremezsiniz. Hatta hiç birşeye dokunamazsınız.’ Galiba bu adam bizi yanlış anladı. Düşündüğüm gibi biri değilmiş bu adam. ’Bizi yanlış anladınız efendim. Biz sadece buradan geçiyorduk. Biz Rectle Krallığı’ na gidiyoruz.’ ’Umarım öyledir.’ dedi ve bizi serbest bıraktı. Bu tombul adamı sevmeye başladım. Bizi bıraktılar. Yolumuza devam ettik. Peşimizde birilerinin olduğunu fark ettim. Galiba bizi takip ediyorlar. Böylesi daha iyi. Hem kralın içi rahat eder hem de bizi koruyan birileri olur. 

Akşam oldu. Mola verdik ve ateş yaktık. John ‘Bu sabah Poly Hala dedin. O kim? ’Ayvayı yedik işte. Rezil oldum şimdi. ’O benim halam. Kendisi benimle çok ilgilenirdi. Genellikle onun yanında vakit geçirirdim. ’İkna olmuşa benziyordu. Konuyu değiştirdim ‘Gidiceğimiz yerde nasıl karşılanacağız?’ ’Bilmiyorum. Umarım kral anlayış gösterir, bu savaşta bizi yalnız bırakmaz.’ Uykum geldi. ’İyi geceler John. Ben yatıyorum’. ’Galiba pek iyi geçmeyecek gecem. Nöbet sırası bende. ’O sırada ben uyumuştum tabi.

Maybe, it will be continued :)

Serhan Açıkbaş

No comments: