26.12.2011
Artık tatil bitti. Okul hayatı yeniden
başlıyor. Muhteşem, biliyorum ama hiç arkadaşım yok. Okula tek başıma gidip
geliyorum ve bu gerçekten çok sıkıcı. Diğer çocuklarla arkadaşlık kurmak
istemiyorum çünkü hiç biri benim gibi değil, beni anlayamıyorlar. Neyse ki öğretmenlerim
bana iyi davranıyor. Bir tanesi hariç. Zaten okula geldiğim andan itibaren bana
soğuk davranıyordu. Okuldan nefret ediyordum. Halam okulu sevebileceğimi söylüyor
ama bu imkansız. Bu akşam erken yatmalıyım. Uykuma düşkünüm ve yarın çok zor
kalkıcam. O sıcacık yatağımdan kalkmak gerçekten çok zor.
Ve işte o gün geldi. Sabahın köründe tepemde halamı
gördüm. Sabah sabah beni dürtüyor. En nefret ettiğim şeydir bu ama hiç onunla
tartışacak halde değilim. Kalkmak istemiyorum. Dünyaları verseler şurdan şuraya
gitmem ama iş zorunlu olunca kalkmak gerekiyor. Kalktım, hazırlandım ve evden
çıktım. Otobüse bindim. Kahretsin dişlerimi fırçalamayı unuttum. Hemen
sararıyorlar. Neyse boşver dünya yok olsa umurumda olmaz. Dolmuştan inince
ayaklarım beni okulun kapısına götürmeye başladı. Harika ! Okulda neredeyse hiç
kimse yok. Şimdi napıcam ben ?
Yavaş yavaş herkes geliyor ve bahçede tören yapacağımızı
anladım. Bu soğukta bahçede ne işimiz var ki ? Müdür her zaman ki gibi çenesini
tutamayıp konuşmaya başladı. Hava çok soğuk. Galiba hasta olacağım.
Akşam olunca evde beni merakla bekleyen 4 tane göz
var; halam ve kardeşim. ’hoş geldin Markus! Günün nasıl geçti? Bize anlatmak ister
misin? Pek iyi görünmüyorsun.’ dedi. Daha içeri girer girmez neydi bu merak? Halam
çok meraklıdır. Ben de onu fazla bekletmedim. ’İyi geçti halacığım. Ama galiba
hasta olacağım. Başım çok ağrıyor ve ateşim çıktı.’ Elini alnıma koydu ve biraz
bekledi. ’Çok fazla ateşin var. Doktora gitmemiz gerekiyor.’ dedi.
Hastanedeki doktor çok iyi birisiydi. Ve bana 2 gün rapor
verdi. Klasik şeyler işte. Yarın okula gitmeyeceğim. Bu haber yüzümü güldürür
işte.
Eve gidince erkenden yattım. Sabah erken kalktığım için
uykusuzum. Kalkınca evde yalnız olduğumu hissettim. Hiçbir ses yok. Kalktım ve
salona doğru yürüdüm. Gerçekten de evde yalnız olduğumu hissettim. Halam
alışverişte olabilir ama ya kardeşim? O nerde ki? Daha 6 yaşında bir yere gitmiş
olamaz. Bağırdım ‘Ron! Nerdesin?’ Karşılık alamadım. Evde dolaştım ve sonunda
dışarı çıktım. Onu bahçede buldum. Ağlıyordu. Bu soğukta ne işi vardı burada? Hemen
koştum ve onu kucağıma alıp içeri götürdüm. ’Ne yapıyorsun bakayım sen
burada?’ sesim azarlar gibi çıktı. Galiba onu üzdüm. Sonra özür diledim ve ne
olduğunu bana anlatmasını istedim.
Halam alışverişe giderken kapıyı açık unutmuş ve kardeşim
bunu fırsat bilerek dışarı çıkmış. İyi ki çalınmamış. Bir de onla
uğraşacaktık. Günüm çok çabuk geçti. Sanki bu hayat bana inat yapılmış bir oyun.
Perşembe günü oldu. Bu gün beden eğitimi dersi var. O
yüzden okula mutlu gitmeye çalıştım. Otobüse yürürken bir bahçe dikkatimi
çekti. Çok eski bir kulübe vardı ortasında. Yolunda ise otlar, dikenler. Okula geç
kalıyorum ama ben de çok meraklıyım. Buraya bakmazsam bütün gün kafama takılır
burası. Belki de burada tinerciler vardır. Sabah sabah maceraya bulaşmak
istemiyorum. Ama yolu hiç kullanılmamış gibi gözüküyor. Koştum ve
uzaklaştım. Yarın evden erken çıkıp burada zaman geçirebilirim. Okul bitti. Eve
gittim biraz ders çalıştım. Maceralı kitabımı okudum ve yattım.
Sabah olunca giyinip hemen evden çıktım. Çantamı yanıma
almadım. Belki kaçmam gerekir diye. Sonunda oraya geldim. Yavaş adımlarla kapıya
yaklaştım. Biraz da ürküyordum. Titreyen ellerimle kapıyı açmaya çalıştım ama
kilitliydi. Camdan girmeye çalıştım. Sonunda içeri düştüm. Ya birisi varsa? Nolacak
şimdi? Hemen saklandım. Ses duymaya çalıştım ama kimse yoktu. Burası boş. Orda garip
bir ayna gördüm. Acaba bunun burada ne işi var? Aynayı elledim ve bayıldım.
Kendime geldiğimde tepemde garip giysili bir bayan
duruyordu. Neredeyim ki ben? Kalktım ve etrafıma bakınmaya başladım. Bir şeyim yok
ki benim. En son o tuhaf aynaya dokundum ve sonra… İşte buradayım. Yoksa burası
sihirli şehir mi? Yaşlı bir adam geldi ‘iyi misin sen? Kafana çok sert bir darbe
almışsın’ dedi. Şaşırdım kafamda hiçbir acı yok. ’Teşekkürler iyiyim’ diyebildim. O
bayan odada bizi yalnız bıraktı. ’Acaba etrafta ayna var mı?’ diye sordum. Bana
garip garip baktı. ’Anlayamadım’ dedi. Çok şaşırtıyor burası beni. Galiba eski
çağlara geri döndüm. Ama bu olamaz ki. Kalktım ve pencereden baktım. Her yerde o
küçük şirin evler var. Her yer yeşillik. Burası tam bir cennet. Düşüncelere
dalmışken ‘Komutanım, saldırıyorlar!’ diye bir ses düşüncelerimi böldü. Kim
saldırıyor? Dağ başı mı burası diye düşünürken komutan elimden tutarak beni
kaldırmaya çalıştı. Kalktım ve sığınağa gittik.
Savaş bitince komutan yanıma geldi. ’Artık fazla oluyorlar! Bu
kadar yemeğimizi çaldılar. Biz neyle besleneceğiz?’ diye söylenmeye
başladı. ’Kimler?’ diye sordum. ’Caval şehrinin askerleri. Kendilerine garip
maskeler takıp köylerimizi yağmalıyorlar. Bu böyle yürümez
savaşacağız. Kapılarına dayanacağız!’. Çok etkilendim. Hep savaşçı olmak istemişimdir. Bana
çevreyi dolaştırdı. Nehir kenarında yüzümü yıkamak istedim. Sudaki yansımamı
gördüm. Şoka gireceğim artık. Bu kadarı fazla. En az 30 yaşındayım. Bir
yetişkinim. Yaşasın hep yetişkin olmak istemişimdir. Köyü dolaşınca savaş eğitimi
almak istediğimi söyledim. O da beni geri çevirmedi ve bana kendisi özel eğitim
vereceğini söyledi. Ben de savaşçı olacağım. Hala bu yaşadıklarımın şokunu
atlatamadım. Acaba rüya mı görüyorum ben? Ama rüya bu kadar uzun sürmez. Yarın
eğitime başlayacağım.
Sanırım bu eğitim, okuldan daha zevkli olacak. İlk başta
klasik dövüş tarzını gösterdi. Hep aynı hareket. Bunlarda ustalaşmam
gerekiyormuş. Yarım saat bunu yapınca insan gözü kapalı bile hamle
yapabilir. Artık sıkılmaya başlamıştım ki yeni yeni hareketler öğreniyorum ve
bilgiler ediniyorum. 6 gün boyunca eğitim aldım. Bir gün sonra savaşçı
turnuvalarına katılmayı planlıyorum. Bu arada gerçek yaşamıma ne oldu? Beni merak
etmişler midir acaba?
Bu gün turnuva günü. Çok heyecanlıyım. Arenaya doğru
yürümeye başladım. Köy diye geçiyor ama kocaman burası. Savaşları kimlerin
yapıcağı belli oldu. 6 kişiyi yenersem şampiyon olurum. İlk dövüş başladı. Biraz
zorlansam da kazandım. Gerçekten güçlüymüş rakibim. Ona elimi uzattım. Ama burada
öyle şeyler pek hoş karşılanmıyormuş. Onu rezil etmeye çalıştığımı sandı ve
orayı terk etti. 2. rakibim kralın oğlu. Hapı yuttuk. Düello başladı.Kralın oğlu
tam bir ukala.Kendini beğenmiş bir kişiliğe sahip.Kral onu iyi eğitmiş.Beni
yendi. Elendim işte şimdi sadece ağzım açık şampiyonu seyredeceğim. Kralın oğlu
şampiyon olmasın diye dilekler diledim. Ve dileğim kabul oldu. Finalde yenildi
rakibine. Şampiyon John diye birisi. İyi bir adama benziyor. Arkadaş olabilecek
biri.
Ertesi gün John’un yaşadığı eve gitmeye karar
verdim. Kapıda karısı karşıladı. John ile görüşmek istediğimi söyledim. O da beni
nazikçe içeri davet etti. John’un bir de oğlu vardı. Oğlu da benim yaşlarımda
galiba. Beraber sohbet ederken oğlu da bizi dinliyordu. Onu içeri gönderdi ve
birbirimize anılarımızı anlattık. Tabi ben uydurdum. Ama olsun pek fazla atıp
tutmadım, normal şeyler anlattım.
İlerleyen günlerde artık John’la kardeş gibi
olduk. Birbirimize her şeyi anlatıyoruz. O tam bir dost. Ama kardeşimi ve meraklı
halamı özlemeye başladım. John’ la beraber dövüştük, ondan eğitim aldım, bana
teknikler öğretti. Artık savaşta daha güçlüyüm. Beraber dövüşüyorduk. Tam o sırada
köye elçiler geldi ve köyü terk etmemizi istediler. Karşımızdakiler çok büyük
bir devletmiş. Sonumuz geldi. Burayı bırakıp gidebilirim ama bu insanları burada
ölüme terk edip gitmeye vicdanım elvermiyor. Düşünmeye başladım. Güçlü bir
müttefik yok muydu? Tabi ya. Bir krallık varmış ama orası çok uzakmış. Onlar bize
yardım edermiş. Hiç düşünmeden gitmeyi önerdim. Kral ‘daha hazır değilsin
Markus. Komutan Richard sana eğitim vermeye devam edecek. 2 gün sonra eğitime
hazır olursan yolculuğa çıkabilirsin. Ama o zaman 4 gün süremiz kalıyordu. Bu çok
zor. Hemen krala cevabımı verdim ‘Ama kralım. Orası çok uzak. Gidiş-dönüş 4 günden
fazla sürebilir.’ ’Sanırım onlara karşı 2 gün dayanabiliriz.’ Bu kral gerçekten
çok cesur birisiydi. Eğitim almak için sabırsızlanıyorum.
Burada günler çok çabuk geçiyor. Normal hayatıma dönmek
istemiyorum. Keşke halamı ve kardeşimi buraya getirebilsem. Bunları şimdilik
aklımdan çıkarmalıyım. Evet hazırım. Komutan Richard geldi. ’Hazır
mısın?’ ’Evet’. Bana bir süre baktı ve ‘o zaman eğitime başlayalım’ dedi. Bana
savaşın kritik noktalarını gösterdi. ’Bunları ezberlemek çok kolaydır, ama
gerçekleştirmek basit değildir hiçbir zaman.’ dedi komutanım. Pratik yaptık. Ne
kadar dövüştüğümüzü sayamadım bile. Elim çabuklaştı ve yeni teknikler
öğrendim. Bu günkü eğitim bitince komutan, Demirci Lucas’ a ‘Markus’ un kılıcını
yapmaya başla eski dostum.’ diye seslendiğini duydum. Çok heyecanlıyım işte
şimdi. Yarın kılıcımı alırım. Aklıma takılan birşey var;’ eski dostum’ dedi
komutan. Acaba önceden bir geçmişleri mi vardı? John’ un yanına gittim. Ona demirci
ve komutan hakkında neler bildiğini sordum. Eskiden Johan Krallığı için omuz
omuza savaşırlarmış. İkisi de birbirinin hayatını çok kez kurtarmış. Onlar da çok
iyi arkadaşmış.
Küçük, tatlı evime geri döndüm. Bu gün çok yoruldum. Eve
gidince yapacak bir şey yok ki. Yatıp uyumaya çalıştım. Sabah erken
kalkacağım. Pratik yapmam lazım. Uykum hiç yok nedense. Camdan dışarı bakmaya
karar verdim. Kral’ ın yaşadığı evde Celton Krallığı yazıyordu. Bunun bir anlamı
olabilir. Bu arada Kral’ ın adı neydi? Neyse boşver, ben uykuma bakayım.
Kalktığımda hava tam aydınlık değildi. Burada saat de yok
ki. Kalktım ve dışarı çıktım. Birilerini bulmaya çalıştım. Sonra demirciyi
gördüm. ’Bu zamanda sokakta ne işin var Markus? İsmini doğru söyledim değil
mi?’ Zamanda ne varmış ki diyecek oldum ama galiba daha sabah olmadı. ’Evet adım
Markus, biraz erken kalktım ve sokağa çıktım’. Büyük ihtimalle bu saatte sokağa
çıkan yoktur. İçeri girdi ve elinde bir kılıçla yanıma geldi ‘al bakalım cesur
savaşçı. Bu kılıcı senin için özel olarak yaptım. ’Muhteşem! Adama sarılmak
istedim. Kılıcı aldım ve kılıfından çıkardım. Üzerinde bilmediğim bir dilde
bir şeyler yazıyor. Ama umurumda değil. Bu benim için çok özel. ’Teşekkür ederim
Lucas’. Biraz garip geldi. Kendimden 30 yaş büyük bir adama ismiyle hitap ettim. Gitmem
gerekiyor. Oradan ayrılıp eve döndüm.
Oturdum ve başımdan geçenleri
düşündüm. Sonra kapım çalındı. Açtım ve karşımda John’ ı gördüm. Sevindim çünkü
sabahtan beri yalnız olmaktan sıkıldım artık. Beraber nehir kenarına gittik. Bana
komutan ve demircinin maceralarını anlattı. Gerçekten
etkileyici. Lucas, Richard’ ın hayatını kurtarmak için bacağını feda
etmiş. Bastonla yürüyor. Bir anda aklıma geldi. Burada olduğumdan beri hem komutan
ve John sayesinde geçindim. Hep onlar arkamda olmayacak. Para kazanmam
gerekiyor. ’Benim işe girmem lazım John. Tanıdığın birileri var mı?’ ’Bir
tanıdığım var. Ama yemek yapmaktan anlaman gerekiyor’. Halam bana yemek yapmayı
biraz öğretmişti. O evde yokken evde ben yemek yapıyordum. ’Yemek yapmayı çok iyi
bilirim. Ne zaman uygun?’. ’Gloria ile konuşmalıyım. Çok iyi bir kadındır. Seni
eminim işe alır’. Bu işi de hallettim. O sırada yanımıza komutan geldi. Eğitimime
kaldığımız yerden devam edeceğiz. Uzun süre geçmiş. Güneş batmak üzere. Hemen
eğitime başladık. Bu gün atlı eğitim aldım. Ama at için biraz da
üzülüyorum. Savaşta ona da darbe gelebilir. Veya çok yorulduğu için can
çekişebilir. O yüzden ata binmeyi pek tercih etmiyorum.
Bu günün de sonuna geldik. Yarın büyük gün. Yola
çıkacağız. Gelince de aşçı olarak çalışacağım. Ordunun yanına gittim. Ateş yaktık
ve sohbet etmeye başladık. Askerlerin neredeyse hepsi cesur, iyi insanlar. Ateş
başında sabaha kadar oturduk. İçki içtik ve sohbet ettik. Gerçekten eğlenceliydi.
Sabah oldu. Hepimiz hazırlandık. Bu arada bana zırh da
vermişlerdi. Ben, John, Şifacı Patrick, rehberimiz Martin ve 10 tane cesur asker. Bu
yolda beraberiz. Atlarımızı yanımıza aldık ve yola çıktık. Rehber en önde
gidiyor, biz de onun arkasında 3’ erli sırayla ilerliyoruz. Akşama kadar
ilerledik. Bir yerde durduk ve sabahı beklemeye karar verdik. Ateş yaktık. 4 tane
nöbetçi etrafı kolluyor. Nöbetleşe herkes bu görevi alacak. Tabi şifacı hariç.
Sabah tepemde birini fark ettim. ’Poly Hala biraz daha
uyumama izin ver’. Gözlerimi açtım. John beni uyandırmaya çalışıyordu. Beni
çalıların arkasına çekti ve saklandık. Yolu izlerken Caval Askerleri’ ni
gördük. Küçük bir grup gidiyordu. Önlerini kesmek istedim. Ama askerlerinin geri
dönmediğini öğrenen kral, köyümüzü yakıp yıkar. Şimdilik geçmelerine izin
verelim. Onları izledik. Gözden kaybolduklarında zaman kaybetmeden yola çıktık
uzun yolumuz var. Yol ikiye ayrılıyor. Birisi düşman, diğeri dost. Sol taraftaki
yoldan girdik. İlerleyince karşımıza bir orman çıktı. Burası çok ıssız. Açıkçası
biraz ürktüm. Diğerlerinin de ürktüğünü hissedebiliyorum. Ormandan çabuk çıkmak
için biraz hızlandık. Karşımıza başı kapalı 8-10 kişi çıktı. Ne yani bunlar önümüzü mü
kesiyor? Bu ne cüret? Ama boğazımıza kılıçlarını dayadılar. Etraftaki ağaçlara
baktığımda başı kapalı onlarca okçu gördüm. Hırsız olmasalar bari. Etrafımızı
sardılar ve onlarla gelmemizi istediler. Bizim acelemiz var. Bunu onlara söyledik
ama bir türlü anlatamadık. Bizi Krallarına götürüyorlar. Ağaçtan bir eve
geldik. Burası çok güzel. Kral çok kaba birisine benziyor. Böyle insanlara sinir
olurum ve kendimi tutamam. Şuracıkta boğarım adamı. Yanımıza geldi ve gayet kibar
bir şekilde ‘Buradaki ağaçlara veya hayvanlara zarar veremezsiniz. Hatta
hiç birşeye dokunamazsınız.’ Galiba bu adam bizi yanlış anladı. Düşündüğüm gibi
biri değilmiş bu adam. ’Bizi yanlış anladınız efendim. Biz sadece buradan
geçiyorduk. Biz Rectle Krallığı’ na gidiyoruz.’ ’Umarım öyledir.’ dedi ve bizi
serbest bıraktı. Bu tombul adamı sevmeye başladım. Bizi bıraktılar. Yolumuza devam
ettik. Peşimizde birilerinin olduğunu fark ettim. Galiba bizi takip
ediyorlar. Böylesi daha iyi. Hem kralın içi rahat eder hem de bizi koruyan
birileri olur.
Akşam oldu. Mola verdik ve ateş yaktık. John ‘Bu sabah Poly Hala
dedin. O kim? ’Ayvayı yedik işte. Rezil oldum şimdi. ’O benim halam. Kendisi benimle
çok ilgilenirdi. Genellikle onun yanında vakit geçirirdim. ’İkna olmuşa benziyordu. Konuyu
değiştirdim ‘Gidiceğimiz yerde nasıl karşılanacağız?’ ’Bilmiyorum. Umarım kral
anlayış gösterir, bu savaşta bizi yalnız bırakmaz.’ Uykum geldi. ’İyi geceler
John. Ben yatıyorum’. ’Galiba pek iyi geçmeyecek gecem. Nöbet sırası bende. ’O
sırada ben uyumuştum tabi.
Maybe, it will be continued :)
Serhan Açıkbaş
No comments:
Post a Comment